OCAK / JANUARY-2013
Zeki abiyi İstanbul'a geldiğim yıllarda Pardon Mizah Dergisi'nde tanıdım. Onu odasında görünce 'Eğer karikatüristler böyleyse ben karikatürist olmak istemiyorum' demiştim kendi kendime. Ama yıllar sonra ne kadar çok yanıldığımı anladım. İnsanları kıyafetler ve yaşam tarzlarıyla değil yaptıklarıyla, felsefesiyle, çizgileriyle yargılamalıymışım. Kendimden çok utandım. Onun beni en çok  etkileyen karikatürü bir tabut
GERİ DÖN / BACK
 
RAŞİT YAKALI
(karikatürcü)
Zeki, tam bir halk filozofudur...




 








 
ZEKİ BEYNER KARİKATÜRLERİNDEN SEÇMELER...




 








taşıyan üç kişiden biri bağırıyor insanlara, 'Haydeee dördüncü aranıyoooor!' diye...

Zeki Beyner'i 10 Eylül 2002 Basınköy Camii'nden uğurladık. Nur içinde yat Zeki abi. Ustam Semih Balcıoğlu bir gün bana 'Zeki, tam bir halk filozofudur.' demişti..
Zeki Beyner'i öyle uzun boylu tanıdığımı söyleyemem. Onu kişi olarak değil de, herkes gibi karikatürleriyle tanıdım asıl. Ta çocukluğumdan beri izlediğim karikatürcülerden biriydi. Akbaba'da yayımlanan o, park köşelerinde yaşayan, üstü başı yırtık pırtık adam ya da damı uçmasın diye üzerine taş konulmuş gecekondular unutamadığım motiflerdir. O, park köşesinde yaşayan karikatür tipinin Zeki Beyner'in kendi olduğunu,
 
Herkese karşı, saygılı ve suskundu...




 








NECATİ GÜNGÖR
(gazeteci-yazar)
yaşamından kesitler çizdiğini üstadı tanıyan arkadaşlarımdan öğrenecektim. Necmi Rıza, Cafer Zorlu, Sunder Erdoğan iyi tanırlardı Beyner'i; ona takılır, şakalaşırlardı. Semih Poroy, Ferit Avcı'nın da olduğu grubumuzla bir iki kez aynı meyhane masasının çevresinde bulunduk Zeki Beyner'le.

Tabii çocukluğumdan gelen saygıyla mesafelidururdum üstada karşı. O ise herkese karşı saygılı, ölçülü, sukundu. Sorulmadan konuşmuyordu. Çekingen halleri hâlâ gözlerimin önündedir. Tuhaf alışkanlıkları, yaşamına ilişkin durumları, daha çok Sunder'den dinlemişimdir. Örneğin, arkadaşının evine kapıdan girmeyip boyuna pencereden girmesi onunla ilgili anlatılan hikâler arasındadır. Yusuf Ziya Ortaç'ın, Zeki Beyner'in karikatür çizdiği kâğıdı önce ütücüye, sonra klişeciye gönderdiği hikâyesi de öyle...

Erken ölümüne, onu daha yakından tanıma şansımızı ortadan kaldırdığı için üzüldüğümü söylemeliyim.
"Mürekkebi Zeki abi dökmemiştir..."




 








'88 ya da '89 yılı olacak; Çarşaf dergisine uğradığım zamanlar, Zeki ağabey, elinde hiç eksik etmediği sigarası, üzerinde yaz olsun kış olsun hiç çıkarmadığı, aslında siyah renkli olan ama göğüs kısmı griye çalan pardesüsü ile masasında oturur, laflarız. Sigaranın külü uzar durur. "Abi, şunun külünü bi silkelesene..." Silkeler. Ama ne hikmetse o kül parçası küllüğe düşmez, daha da uzamaya devam eder. Bikez söylersin, iki kez söylersin, hep
 
SİNAN GÜRDAĞCIK
(karikatürcü)
aynı şey... Sonunda olacağına varır, kül parçası pardesünün üzerine düşer. Sözde temizleyecek ya, Zeki ağabey, pardesüye dökülen külü eliyle müdahale ederek büsbütün yayar, sıvaştırır. Bir gün yine uğradım, göremedim, Zeki ağabey erkence çıkmış... Masasının olduğu yerdeki halıda da genişçe bir mürekkep lekesi vardı ki o sırada servise giren derginin ibrikçibaşısı Şinasi'nin gözünden kaçmadı. "Kim döktü ulan bu çini mürekkebini buraya?" diye höykürünce, çocuklar, "Leke Zeki abinin masasının dibinde olduğuna göre o dökmüş olmalı" dediler. Orada bulunanlardan biri, yanlış hatırlamıyorsam İsa Efe, "O mürekkebi Zeki abi dökmemiştir" dedi, "O dökseydi yere değil, üzerine dökerdi."
O, Zübük'ün assolisti idi...




 








Sevgili Zeki Beyner ile sanırım 1963 yıllarında, Aziz Nesin'in Zübük Mizah Gazetesi'nin yazıhanesindebirçok kereler karşılaşma ve konuşma (Daha doğrusu dinleme) şansım oldu. Aziz Nesin, Zeki Beyner'i çok tutardı. O, Zübük'ün as solisti idi denebilir. Zira, vazgeçilmez Mustafa Ağabey (Mim Uykusuz), yönetici kadrodan sayılırdı. Zeki Beyner, genelde bana iyi davranmaz, şımarık zengin çocuğu muamelesi yapardı. Buna çok
 
ERAY ÖZBEK
(karikatürcü)
üzülür ve sabırla katlanırdım. O zamanların okullarında da sık sık öğretmenlerimizin sert ve kırıcı davranışları ile karşılaştığımızdan ve buna karşın bir çoğunu sevdiğimizden, Zeki Beyner'e ve eserlerine karşı da sevgim ve saygım eksilmemiştir. Gazeteye giderken, kısıtlı öğrenci  imkânlarıma rağmen, saygı gereği temiz ve özenli olmaya çalışırdım. Onun kaba davranış nedeninin bu takıntım olduğunu sanıyorum; zira o da kılık kıyafetiyle, her zaman ve adeta imaj niyetine, abartmalı diyebileceğim bir perişanı sergilerdi. Gerçek bir sanatçı idi, nur içinde yatsın.
16 yıl kadrosuz çalıştırıldı...




 








Zeki ağabey sadece hayatın kendisinden değil, hayatı teşkil eden her unsurdan darbe yemiştir... Düşünün bir insan doğduğundan öldüğü ana kadar tam 70 küsur yıl sürekli dışlanır sürekli çile çekebilir mi? O bunu yaşamıştır. Size unutulmayacak bir olaydan söz edeyim... Zeki ağabey 16 yıl koskoca Hürriyet gazetesinde kadrosuz olarak çalıştırıldı ve sonunda beş parasız sokağa bırakıldı. O kadar zor durumda kaldı ki; sonunda
 
ÖZNUR KALENDER
(karikatürcü)
meyhanelerde ona buna eski çizdiği karikatürleri göstererek 3-5 kuruş toplayıp geçinmeye çalıştı. Bu dramı duyan Nebil Özgentürk "Bir yudum insan" programında Zeki ağabeyin bu içler acısı hayatını yayınladı. Ve sonra ne oldu biliyor musunuz? Zeki ağabeyi beş parasız sokağa atan Hürriyet, o yıl Nebil Özgentürk'e, bu başarılı çalışmasından dolayı ona "Yılın Röportajı" ödülünü verdi... İşte sözün bittiği yer...
Zeki abiyle Vedat (Saygel) abinin atışmaları Çarşaf'ta günlük çerezlerimizdi adeta...
Öyle nükteli ve spontane diyaloglardı ki gülmekten iş yapamazdık. Neco (Necati Abacı) ile gündüz okuyup akşam çalıştığımız için gündüz muhabbetlerini kaçırırdık çoğunlukla. Tam onların gitmesine yakın başlıyordu çünkü bizim Çarşaf mesaimiz. Günlerden soğuk bir kış günüydü. Her zamanki gibi Zeki abinin ayağında
 
Gülmekten iş yapamazdık...




 








ERDOĞAN KARAYEL
(karikatürcü)
çorap yoktu. "Abi" dedim, "Seni görünce ayaklarım üşüyor. Oysa iki çorap var ayağımda ve bot giydim..."
"Muhallebi çocuğusun da ondan" dedi, "Bense Keşkül-ü Fukara"...

Her keşkül veya muhallebi yediğimde bu muhabbet aklıma gelir. O ve onun gibi ustalarla birlikte çalışmanın keyfi anlatılmaz, yaşanır. Işıklar içinde uyusun(lar)...
1979 kış'ı  Çarşaf ta bir gün toplantıdan sonra şeçilen espiriler çizilmek üzre dağıtılmıştı, ben de biraz kafayı toplamak için Zeki ağbinin yanına uğramıştım. Önünde bir sürü çizilmek üzere bekleyen espiriler vardı onları inceliyordu, yanına oturmuştum ki  cebinden büyükçe bir tarak çıkararak düz, gür ve dağınık saçlarını özenle ve uzunca bir süre taradı. Ve tarağı cebine kaldırdı.
Saç tarama işi bitti sanmıştım ki tarakla taradığı saçlarını eliyle hızlı,
Önce taradı, sonra dağıttı...




 








 
SERDAR KICIKLAR
(karikatürcü)
hızlı gelişi güzel  bozmaya tekrardan şekil vermeye çalışıyordu. "Ağbi ne yaptın ne güzel taramıştın" dedim gülümseyerek. Ama o umursamaz bir şekilde devam etti, taramış saçları eskisinden daha karışık darmadağan bir hale sokmuştu. Hatta  saçlar dik dik olmuştu. Kendisini saygı ve sevgiyle anıyorum.
Halen çalıştığım hastanenin o dönemdeki adı SSK Kartal Hastanesi'ydi.Cafer Zorlu ile telefonlaşır, görüşürdük. Zeki Beyner'i çok sever, gençlik yıllarını, Akbaba günlerini hep anlatırdı. Onun ricasıyla iki kez kendi servisime yatırdım, Zeki Beyner'i. Kimi-kimsesi olmadığını, sıcak bir yatak ve yemeğe ihtiyacı olduğunu söyledi Cafer Zorlu. Yani bilinen bir hastalığı yoktu. Bana anlatılanlardan, belki 50 yıl öncekinden bile farksız bir insandı
Sanki ölmeye gelmişti hastaneye...




 








 
HATAY DUMLUPINAR
(doktor-karikatürcü)
Zeki Beyner. Sessiz,içine kapanık,hemen hiç konuşmayan, neredeyse depressif. Sabah vizitte yanına gidip bir gereksinimi,yakınması olup-olmadığını sorardım. Başı önünde sessiz, fısıldar gibi teşekkür ederdi. Ve Cafer Zorlu o yaşına  bakmadan, onca yolu teperek, İstanbul'un öbür ucundan gelirdi, sevgili arkadaşını görmeye. Onların o vefa duygusu beni çok etkilemiştir...

Yaşlı fillerin ölmeye, mezarlığa gittiği söylenir ya, adeta Zeki Beyner de yoksunluklarla, yalnızlıklarla geçen çileli bir yaşamın ardından huzur içinde ölmeye gelmişti hastaneye.

Zeki Beyner'i, ve bu vesileyle Cafer Zorlu'yu, karikatürümüzün bu iki ustası ağabeyimizi sevgi ve saygıyla anıyorum.
Zeki Beyner için ne dediler?




 








1936 - 2002