OCAK / JANUARY-2013
Zeki Beyner'i, lise yıllarımda izlediğim Akbaba'da tanıdım. Çarşamba'da (Samsun) karikatür üzerine bilgi, görgü ve deneyimler konusundaki kaynağım Erol Özdemir idi. Erol ağabey ile Akbaba'yı neredeyse her buluşmamızda konuşurduk.

1972 Yazı'nda İstanbul'a yerleşmek üzere giderken yanıma Erol ağabeyden bir demet karikatür almıştım. Kente yerleşince, bir gün Akbaba'nın
GERİ DÖN / BACK
 
TURGUT ÇEVİKER
(araştırmacı-yazar)
Zeki Beyner, karikatür tarihimizde benzersiz bir kişiliğe sahiptir...




 








Akbaba'nın son adresini gösteren bir fotoğraf. Sokağın sol başından içeri doğru ikinci binadır (hafif dışa çıkıntılı). Ve Zeki Beyner'in karikatürünün yer aldığı, 14 Nisan 1976 tarihli Akbaba dergisinin 16. sayısının kapağı.



 








yolunu tutacaktım. Şişli, Kocamansur Sokak'taki -üniversiteye benden önce girmiş olan- okul arkadaşlarımın evine kapağı attıktan sonra, kenti tanıma gezilerimin birinde Cağaloğlu'na yollandım... Akbaba'dan aldığım adres elimde, sora sora "Akbaba" tabelasına ulaştım... Doğrusu o tabelayı gördüğümde heyecanlanmıştım (aynı duyguları Yeşilçam'ı tanımak için girip çıkmalarımda da yaşamıştım)... 1977'de kapanacağı son adresti aradığım (Divanyolu Klodfarer Caddesi, No. 8-10, Daire: 3, İstanbul, Tel.: 22 18 11).

Dört katlı, koyu bir renkle boyalı 1950'lerin modernist bir yapısıydı. Girişte kapıcı bile yoktu; yazın bunaltıcı sıcağında içeri girdiğimde sanki bir sarnıca girmiş gibiydim. Loş ve serin boşlukta merdivenler beni ürkek adımlarla Akbaba'nın kapısına çıkarıvermişti. Elimde bir zarf, içinde Çarşambalı Heprezol Erol'un en az 15 karikatürü... Boru değil, Akbaba'nın eşiğindeydim! Bir cesaret kapı zilini çaldım ve hamal kılıklı bir kişi kapıyı açtı (bu kişinin kapıcı Kadri olduğunu -yıllar sonra- Cafer Zorlu'dan öğrenecektim; Aziz Nesin'in ünlü hikâyesi "Başka bir Kadri" adlı hikâyesinin kahramanı).

Karikatür getirdiğimi, yetkili bir kişiyle görüşmek istediğimi söyledim, merdiven boşluğu gibi loş antrede. Derdimi anlatırken gözlerim fırıldak gibi dönüyordu; apartmana giriş yönündeki odanın açık kapısından gelen ışık, antreyi algılamama yardım ediyordu. İşte diyordum, başyazarın odası bu olmalı. Erol ağabeyden dinlemelerimle Yusuf Ziya Ortaç benim için hey heyli bir adam. İşte onun odasıydı gördüğüm...

Derken kapıyı açan adam, gidip konuştuktan sonra beni bir odaya yönlendirdi. Tam karşımdaki odaya girdim. Burası, antreye göre aydınlık sayılırdı. "L" biçminde yerleştirilmiş iki masa ve iki karikatürcü vardı içerde. Biri çiziyor, diğeri sigara
tüttürüyordu. Sözlü sınava girmiş bir öğrenci gibiydim odada. Bana bakanı hemen tanıdım: Zeki Beyner'di o. Karikatürlerindeki gibi bir insandı. Bana masanın önündeki sandalyeye oturmamı söyledi. Oturdum ve elimdeki zarfı Zeki Beyner'in önüne koydum. Diğer kişiyi tanıyamamıştım. Saçsız, esmer ve büyük bir başı vardı. Kalın camlı gözlüğü burnunun üstünde, bir yandan çiziyor bir yandan da bana bakıyordu. İşinde gücündeydi ve acelesi vardı sanırım. Akbaba'nın son sayfası olan "Milletler Gülüyor"u hazırlıyordu.

Zeki Beyner, zarfı açtı ve karikatürlere bir bir alıcı gözlerle baktı; daha sonraları sonra Mim Uykusuz olduğunu anlayacağım ikinci çizerin önüne koyuverdi. Uykusuz, şöyle bir göz attı ve işine baktı... Zeki Beyner, karikatürler için bazı şeyler söyledi. Cümleleri tam olarak şimdi anımsayamıyorum (üşenmeyip günlük defterlerime baksam, ne dediyse orada bulabilirim aslında); ancak önemsemeyen bir bakıştı bu. Karikatürlerden birkaç tane de olsa almış mıydı kullanmak üzere, şimdi anımsayamıyorum... O günün bende bıraktığı etki kötüydü. Bu ziyaret, benim için aynı zamanda Babıâli'yle tanışma anlamına da geliyordu. Akbaba'nın serin ve loş aydınlığında bana dokunan ilgisizlik, -lise resim öğretmenim, ressam ve eski Babıâli ressamlarından- İhsan İncesu'dan dinlediklerimle birleştiğinde içimde kalın bir
tedirginlik oluşturmuştu.

Zamanla Akbaba'yı, Zeki Beyner'i ve Mim Uykusuz'u tanıdım; onları ziyaret ettim. Hatta yönettiğim Diyojen'de Zeki Beyner'den karikatür yayımladım. Akbaba'da 1972 Yazı'ndan kalan anılar, onlara bakışımı hiçbir biçimde etkilemedi. Onların davranışlarının ardındaki yorgunlukları kavradım... Beyner de Uykusuz da karikatür tarihimizde ayrıksı ve benzersiz bir kişisel tarihe sahipler.

Zeki Beyner vesilesiyle, Akbaba'yı, Mim Uykusuz'u ve kapıcı Kadri amcayı iyilikle, sevgiyle anıyorum. Yapıtları ve anıları daima bizimle olsun. (Yeldeğirmeni, 2.8.2013)

(FENAMİZAH e-dergi, Eylül 2013, Sayı: 19)

http://www.fenamizah.com/e_magazine/index.html